haziran29

Sabaha kadar kaşınmaktan uyuyamadım. Sabah kahvaltısı için saatimi kurmuştum ama saatin çalmasından önce gözlerim zaten açıktı. Kahvaltı ederken bir elimde çatal, diğer bir elim bacağımı kaşırken neredeyse ağlayacaktım. Bu sineklere bir çözüm yok bir türlü! Tüm bacaklarım işkence görmüşüm izlenimi veriyor. Kahvaltıda kızlar yine acaba kazı alanına mı gideriz yoksa çizim mi yaparız derdiyle tartıştılar bütün yemek boyunca. Ben tartışmalarına katılmadım. Yemekten sonra çizim için kazıevinde kalacağımız anlaşıldı. Hacer bana neyi nasıl yapmam gerektiğini biraz anlattıysa da ilk seferimde hiç de iyi değildim. Bir ara bir hoca geldi. Hocaya “Hocam ben bunu ömrü hayatımda ilk kez yapıyorum. Sizce olmuş mu?” dedim. Hoca şöyle bir baktı “Hmm evet olmamış!” dedi. Sonra gitti. Çizim sırasında bir ara Cevat hoca geldi ve kazıevini düzenli tutmamız gerektiğini söyledi. Erkekler dışarıda çalışırken kadınların da evde durup evi temiz tutmaları gerekiyormuş örneği ile bize gayet net nasıl bir tutum geliştirmemi gerekitğini açıkladı. Çizimlerimizi saat 11.00 civarı bitirdik. Öğle yemeğini bekliyoruz. Bu bekleme sırasında sivrisinek ısırıklarımızı saydık. Ben 52 tane ısırığımla rekoru elimde tutuyorum!
Öğle vaktini beklerken bir iki saat uyukladım. O arada yeni bir kız geldi. Artık odamda yalnız kalmayacağım gerçeğiyle yüzleştim. Kız ile anlaşabilmeyi umuyorum. Sonra yemek vakti geldi. Herkes kamp alanına geldiğinde Teoman’ın kaza geçirdiğini öğrendik. El arabasından taş yuvarlanıp Teoman’ın ayağına düşmüş ve apar topar İçdaş’ın (sponsorumuz) revirine gidip dikiş atmışlar. Ve 2 gün istirahat vermişler. Herhalde önümüzdeki günlerde çizime yardım eder.
Öğle yemeğinden sonra Sex and the City izlemek için odama gittim. Çünkü yapacak hiç bir şey yoktu ve ortalıkta da kimseler yoktu. Bir ara dışarı çıktığımda köyün delisi Necati abi bize sadece kadınların telefon numaralarından oluşan defterini gösterdi. Şimdiye kadar 7 kere evlenmiş ve bu sefer 21 gün ile en uzun süre dayanan eşinin dün memleketine gittiğinden bahsediyordu. Eğer ki geri dönmezse başka birini arayacağını söyledi. Kampta başta Cevat hoca olmak üzere herkesi güldürüyordu. Ama kamptakiler onunla dalga geçmekten başka bir şey yapmıyordu. Bir ara oyun havası çalınmaya başladı, Necati abinin dans etmesini izledik. Millet de ritm tuttu. Sonra akşam yemeği vakti geldi.
Ben yemek dağıtımına yardım ettim. En sonuncuya yemek kalmadı. Oturacak yer de kalmadığından tek başıma oturup yedim yemeğimi. Bu sefer biri yemek duası etti. Tüm kamp büyük bir dikkat ile duaya eşlik etti, farkettiğim kadarıyla Teoman hariç. Yemekten hemen sonra Cevat hocanın da yeni gelmesi şerefine tanışma toplantısı yapıldı. Kampta dikkat edilmesi gerekenler, yasaklar ve kurallar belirtildi. İçkinin de yasak olduğu tekrar belirtildi. Herkes tek tek kalkıp adını-soyadını, sınıfını ve okulunu söyleyip oturdu. Parion hakkında geçen senelerden bir öğrencinin yazdığı saçma şarkılar hep bir ağızdan söylendi. Bir sürü zırvalık ve erkek egemenliğinde süren bir konuşmanın ardından mutsuzluktan ölmek üzereyken konuşmayı bitirdiler. Tekrar tekrar buraya ait olmadığımı gayet net hissettim. Tüm bu saçmalığın ardından Teoman ve Attila ile 1929 Fransız yapımı, Luis Bunuel’in yönetmenliğinde sürreal bir film olan Endülüs Köpeği’ni izledik. Ardından biraz Dali tabloları inceledik. Ama tüm bunları yaparken fonda popüler arabesk bir şeylere maruz kalmıştık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder