Otobüste yanıma arıza bir teyze oturdu. Fotografını çekmeye utandım. Çok da konforlu olmayan bir yolculuğun ardından sabah 06.30da Biga Otogarı’na vardım. Kemer Köyü’ne giden otobüsleri öğrenmek için simit-pohaça satan bir abinin yanına gittim. Bana çok yağlı bir börek sattı. Çanakkale’de mimarlık okuyan bir oğlu olduğunu ama bu senenin başında kaza yaptığını anlattı. Oğlunun çok yakışıklı olduğunu söyleyerek bana fotografını gösterdi, ben de ona sigara ikram ettim birlikte çay içtik. Kontürüm çok az olduğundan annemlere anca mesaj gönderebildim, bilmiyorum okudular mı. Kemer minibüslerinin 09.30da kalktığını öğrendim, yaklaşık 2-3 saatim var. Otogarda bizim abinin yanındaki çay ocağında oturuyrum.
Bir süre sonra kazı ekibine katılacak 2 oğlan çocuğu gördüm. Bu sefer minibüs seferini onlara sordum. Minibüsün kalkacağı yere baktım. Bizim abiyi dinlesem 10.30da minibüse anca yetişebilecektim. Neyse ki dinlemeyerek minibüsün 9.00da kalkacağını öğrendim.
O arada bir tuvalete gittim ve her zamanki gibi “pedlerinizi lütfen çöp kutusuna atınız.” Yazısını gördüm. Bu yazı “yeryüzünde pedini tuvalete atan var mıdır acaba?” diye düşünmeme neden oldu. Neyse bu bizim iki oğlanın peşinden minibüse atladım. Sadece “Siz de mi kemere gideceksiniz? –Evet.” Diaologundan başka iletişimimiz olmamıştı. Minibüste uyuyakaldım. Bunlar indiler ve ben de uyanıp bir telaş bunların peşine düştüm. Aynı yere gideceğimiz bu kadar barizken bunlar benden 30 m öteden yürüyorlardı ve hiç bir iletişim kurmamıştık. Ben bin telaş onları takip ederek gideceğim yönü bulmaya çalıştım. Böylesine yabani tavrın arkasına gizlenen erkeklik sıfatına küfrediyordum ki bir baktım biraz eğimi olan bir yolun başında beni bekliyorlar. Bavulumu taşımama yardım ettiler. Aslında yardım etmediler, bavulumu alıp taşıdılar. Kazıevine vardık. Neredeyse kimse yoktu.
Kazıevi oldukça düzenli ve sistemli görünüyor. Ama yeri ilk defa görmenin heyecanı ve korkusuyla etrafa şaşkın şaşkın bakınırken bir taraftan da rahat bir tavır sergilemeye çalıştım. İşte bu noktada malesef sigaranın önemli bir iletişim aracı olduğunu düşünüyorum. Ve de ayrıca rahat tavır sergilemede yardımcı oluyor. Sonra 4 kız gördüm, 2si kapalı. Önce öğrenci olup olmadıklarını anlayamadım, çünkü bir köşede ıhlamur yaprağı ayıklıyorlardı. Gelip beni odama yerleştirdiler. Tanıştık, aslında sevimliler de. Biraz buradaki havayı sezmek ve sınırlarımı öğrenmek için çeşitli sorular sordum. Ancak pek bir şey yapmamıza izin verilmediğini anladım. Fakat kızlar bu durumdan pek şikayetçi değiller. Çünkü erkeklerin çok çalışıp kendilerinin çalışmadıklarını düşünüyorlar. Hele içlerinden biri kendine BAYAN yakıştırması yapıyor ki hiç anlam veremedim. Kadınlık müessesesinin hizmet üzerine kurulu olduğunu düşünüyor olabilirler. İçlerinden biri (Özgür) geç kahvaltımızı yaparken imza falıma baktı ve kişilik yorumlaması yaptı. Oldukça eğlenceliydi. Saat 14.00da tüm ekibin öğle yemeğine gelmesini bekliyoruz.
Arada bir kestireyim dedim. Sonra daha önce iletişim kurduğum bir hocanın geldiğini duydum. Bizim alanı gezmemize izin vermiş. Biz de biraz dolaştık. Bir süre sonra öğle yemeği vakti geldi. Kızlar masaları sildi, ekmekleri masalara dağıttı, yemek dağıtım görevini üstlendiler. Kızlar olarak ayrı bir masaya oturduk. Yemek bitince yine kızlardan masaların temizlenmesi istendi. Kızlar da yaptılar, ben de hayretler içinde, ağzım açık onları izledim. O arada kızlardan biri canımın sıkılıp sıkılmadığını sordu. Ben de “Yoo pek değil. Buradaki hiyerarşiyi çözmeye çalışıyorum sadece.” dedim. O da bütün bu kızların sadece ayak işlerine koşturmasını isteyerek yaptıklarını söyledi. Alana çıkılmasına pek izin verilmediğinden, daha doğrusu pek “kız işi” olmadığından bu hizmetin bir şekilde yardım olduğunu düşünüyorlar. Ne olacakmışmış, elimize mi yapışırmışmış. İlginç.
Kızlardan birinin adı Hacer. Tam bir kadın işleri uzmanı. Her şeye koşturup, her şeyi yapabiliyor. İyi de yapıyor. Ben o kadar güzel yapamam doğrusu. Bu ayrımcılık hakkında ileri geri konuşurken benim gerçeklerle yüzleşmemi sağlamak amacıyla “Sen batıda yaşıyorsun, ben doğuda! Burada işler farklı!” dedi ve daha fazla bir şey söyleyemedim.
Rodin hakkında konuşabileceğim biriyle tanıştım. Aslında felsefe okumak istiyormuş. İnsanların libidosuyla yaşaması gerektiğini düşünüyor.
Kazı yürütücüsünün namazında, niyazında biri olduğunu öğrendim ve içki-sigaranın yasak olduğunu öğrenince önce bir delirecek gibi oldum. Sonra geçti.
Gece annem aradı. Konuşurken boğazım düğümlendi. Ağlamadım ama. Sonra hat kesildi, bir daha da görüşmedik.
Sigara yasak olsun da icki basil yasak olur yaa!
YanıtlaSilAyrica birakamamaniza da ayrica uzuldum kuzum