Her zamanki gibi 05.30da kahvaltıya uyandık. Artık zaman kavramı öğün saatlerine göre belirlenmiş durumda. Yaklaşık sahur ve ikindi (05.30-14.00) arası çalışma saati, 8 saatlik çalışma devrini ikiye bölen bir de 10.00da geç kahvaltı öğünü var. İkindiden sonra ne yaparsan artık; takıl, gez eğlen... Ama 20.00da akşam yemeğinde olmalısın. Hemen kısa bir süre içinde biyolojik saatimiz buna göre evrimleşti. Tüm gün yemek vakitlerine göre bölününce ve bunun haricinde yapacak pek de bir şey olmayınca öğünler bir nevi günlük minik ödüller gibi. Hediyemizi aldıktan sonra günlük başka bir amacımız kalmıyor. Bir sonraki öğünü bekliyoruz tekrar.
Kahvaltıdan sonra tekrar çizimlerimize başladık. Teoman da sakatlanmasından ötürü kazıya katılamadığından ötürü bizimle çizim yaptı. Bir önceki gün çok az seramik çizmiş olmamıza karşın bugün çizim sayısı 60lara ulaştı. Çünkü çizim konusunda Teoman oldukça deneyimli, biz can çekişirken o bayağı hızlı çizebiliyor. Haliyle bu 60 seramiğin yarısına yakınını da Teoman çizdi.
Seramiklerin teknik çizimi bulunmuş bir parçanın izdüşümünü milimetrik kağıda aktarmaktan oluşuyor. Bunun için kaide(tabak masaya konduğunda masaya oturan kısmı) ya da dukak(tabagın en tepesi ve en dışındaki yüzey) kısımlarından faydalanılıyor. Kaide ve dudak seramiğin sınırlarını oluşturduğundan belli bir referans noktası oluşturuyor. Hem dudak, hem de kaide tam bir daireyi oluşturduğundan aynı zamanda seramiğin çapını da tahmin etmemizi sağlıyor. Düne göre daha iyi çizebildiğimi hissediyorum. Çünkü farklı çizim metodları öğreniyorum.
Bir ara anneannemi, annemi, dayımı aradım. Aileden birilerinin sesini duymak çok iyi geldi. Sürekli annemin beni aramamasından şikayet ettiğimden kızlar benim anneme taptığımı düşünüyorlar. Çünkü "anne bak merak ediyorsan hala ölmedim." diye aradığımda annem de böyle bir ilgi beklemiyordu.
Düne göre bugün daha güzel geçti çünkü çizim hiç anlamadan öğle yemeğine kadar devam etti. Öğle yemeğinden sonra aslında Teoman pansumana gidecekti ama onu götürecek araba ortalıkta olmadığından bir süre bekledikten sonra biz de sahile film izlemeye gittik. Bir masaya oturup gelecek kaygılarımızdan bahsettik. Tabii ki kamp dedikodusu yaptık. Sonra birasına tavla oynadık ve ben kaybettim, bira borçlanmış oldum. Sonra benim daha önce de izlemiş olduğum oldukça eğlence olan Fotokopici Çocuk’u izledik. Daha doğrusu havanın henüz kararmamış olması, Doğan Kaban’ın telefonu ve akşam yemeğine yetişmek zorunda olmamız filmi piç etti. Baktık izleyemiyoruz, biz de kampa dönük. Ben yolda Doğan Kaban ile konuşurken tabii ki gülme krizine yakalandım. Yol boyunca güldüm. Doğan Kaban’ın takdirini kazanmış olduğumu ve Fas’ta ismimi söyleyemeyen birinin bana Diego olarak hitap ettiğini öğrendim.
Kazı evine geldiğimizde öğle yemeği henüz başlamamıştı. Bir süre bekledik. Yemek yedik. Yemekten sonra piç olan filmimize devam etmek istedik ama kısa bir süre izledikten sonra Teoman pansumana götürecek birini buldu, gitti. Zaten tam da o sırada günlük kazı açmalarında şu ana kadar neler yapıldığı sunumları başladı. Her kazı açması grubundan biri o açma hakkında genel bilgiler verdi. Sunumlar aslında buluntuların orjinalliğinden ötürü oldukça ilginç olsalar da sunum yapanların acemiliğinden midir nedir, doğru düzgün bir sunum olamadı. Sunum yapanlar oldukça heyecanlandılar. Bazen anlamakta güçlük çektim. Aşmış adam Cevat hocanın da müdehaleleriyle renklenen sunum bitince tekrar tekrar piç olan filmi bitirdik. Ve günü de bitirmiş olduk.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder